~ Aşağıdaki İlan Panosu, yeni duyuru eklendiğinde kızaracaktır. Güncel duyuruları oradan takip edebilirsiniz.
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Phoebe Imogen

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Phoebe Imogen
Hufflepuff I. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Yaş : 25
Asa : 17 inç | Veela Saçı | Porsuk Ağacı Özü
Evcil Hayvanı : Kedi | Sarı renk
Lakap : Phi
Rp Yaşı : 11
Kan Statüsü : Melez
Desteklediği Taraf : Aydınlık
En Belirgin Özelliği : Sempatikliği
Kayıt tarihi : 08/11/08

MesajKonu: Phoebe Imogen   C.tesi Kas. 08, 2008 2:15 pm

¤ Adı ~ Phoebe
¤ Soyadı ~ Imogen
¤ Yaşı ~ 11
¤ Kan Statüsü ~ Melez
¤ Uyruğu ~ anne İngiliz baba Fransız

¤ Fiziksel Özellikleri ~

¤ Kişisel Özellikleri ~ Uçarı biridir, delilikler yapmayı sever, felsefesi hayatı dolu dolu yaşamak üzerinedir. Sevecendir, bayağı davranışlardan hoşlanmayan insanlar dışında onu sevmeyen yoktur. Onca olumlu özelliğinin aksine sevmediği insanlara kin besler, nefret duygusu çok geniştir. Yapılan kötülükleri hemen unutacak cinsten biri değildir. Fakat sevmediği kişiler çok nadirdir, kendine kötülük yapan birini affetmek için suçu hep kendisinde arar. Zeki ve kurnazdır, ayrıca çok da meraklıdır. Meraklı olmak başına hoş şeyler getirmez. Fakat zekası sayesinde bulunduğu zor durumlardan kurtulmayı başarır, bahane üretmekte üstüne yoktur. Sevdiği insanlara yalan söyleyemez. Kitap okumayı sever, spritüalizm ile ilgilenir. Bulunduğu hal itibariyle hayaletler ve dış dünyadan gelen ruhlar, doğaüstü şeyler etrafında fazlaca bulunsa da muggle'ların neden hayalet olarak dünyada kalamadıklarını, ya da kalıp da insanlara görünüp görünmediklerini merak eder. Dışarı çıkma, gezme konusunda pek iyi değildir, farklı ortamlarda bulunmayı sevmez. Ev kuşudur. Yaz dışında bütün mevsimleri sever, soğuğa ve yağmura bayılır. Yağmurlu günler en çok ilhamı aldığı günlerdir, doğanın renklerinin en doygun, en parlak olduğu günler. O zamanlar ağacın yaprağındaki yeşili üstü toz kaplı kuru yeşil olarak değil de, yağmurla ıslanmış, temiz yeşil olarak görürsünüz. Bu yüzden sever yağmuru, bir de yağmur sonrası etrafı saran keskin toprak kokusunu, bulutların çekilip güneşin açmasını sever. Şiirsel biridir, yazı yazmayı sever. Aşk şiirleri okumak, insanların başka insanlara nasıl büyük tutkuyla bağlandıklarını görmek ona ilham verir, ama yine de aşkla alakalı yazılar yazmayı sevmez, doğaya yoğunlaşır, zaten hiç bir zaman Romeo ve Juliet'in yaşadığı o efsanevi aşklara inanmamış, sadece aşkın bağlayıcılığına saygı duymuştur.

¤ Ailesi / Geçmişi ~

¤ Örnek Rp ~ Sabah kalktığında odasının penceresinin açık olduğunu fark etti. Deli uyuyordu, üstündeki pike bir tarafta, yastığı bir taraftaydı. İsviçre'nin keskin soğuğunda kalmış vücudu aynı bir yılanınki kadar soğuktu. Kalkıp pencereyi kapadı, etrafa saçılmış yastığını yorganını topladı, ve bunları yaparken bir an şifonyerinin üstündeki aynaya takıldı gözü. Kendine bakıp gülümsedi. Dağınık saçlarına, yağlı yüzüne, bakımsız Phoebe'ye baktı. Masasının üstündeki geceden hazırlanmış çantasına baktı bir de, her zaman geç kalırdı, acaba yine geç mi kalacaktı? Belki kendine çeki düzen vermek için bir kaç dakikaya sahip olabilirdi? Saate bakıp kendine kızdı. Geç kalmanın aksine, tam bir saat önceden kalkmıştı yataktan. Belki verandada oturup rüzgarı, soğuğu hissedebilirdi bir süre, hazırlandıktan sonra. Üstüne rastgele bir şeyler geçirdi, kot bir etek, tişört falan, banyoya koşup elini yüzünü yıkadı. Nefes alamayan yüzüne bir losyon sürdü temizlensin diye, saçlarını taradı sonra, dolabın içindeki onca parfümden hiç birini seçemedi. Hiç biri kendi kokusundan daha güzel değildi çünkü. Askıdaki montunu aldı eline, bir de çantasını, komodinin üstüne gittiğine dair bir not bıraktı ve kapıyı açıp verandaya çıktı. Köşedeki salıncağa oturdu, güçlü bir rüzgar vardı, Phoebe'nin üstünde oturmasına rağmen salıncağı sallıyordu. Hangi yönde estiğini düşündü bir, okula bisikletle gidecekti, ters yönde esen rüzgarla birlikte okula gitmek çok zordu. İşaret parmağını yalayıp havaya kaldırdı rüzgarı daha iyi hissedebilmek için, içini çocukça, gereksiz bir sevinç kapladı sonra, okula bisikletle giderken zorlanmayacağını anlatan komik bir gülümseme. Kolundaki saate baktıktan sonra ayağa kalktı, sırt çantasını taktı sırtına, ve mavi renkteki dağ bisikletine bindi.

Rüzgarın yardımıyla ilerliyordu, öyle ki hiç pedal çevirmiyormuş gibi, saçlarının gözünün önüne gelmesini, çılgınca uçuşmasını seviyordu, aldığı hazzın, serinliğin tadına vardığını anlatır gibi gözlerini kapadı, ıssız yolda karşısına bir araba çıkacağı düşüncesi hiç aklına gelmemişti. Telaşla bisikleti sağa doğru çevirdi, arabaya çarpsa da büyük bir hasar alacağını zannetmiyordu zaten, araba yavaş gidiyordu. Belki bisikletin gidonunu sağa doğru kırmasaydı o zaman daha az yara alacaktı, çünkü kendini sağ tarafa doğru attıktan sonra dirseğine saplanan bir-iki çakıl taşının varlığını fark etti. Yarım kollu tişörtü biraz tozlanmıştı, sol eliyle onları silkeledi, sonra cebinden bir mendil çıkarıp dirseğine bastırdı. Okula gidince bir yerden oksijenli su falan bulup hallederdi nasıl olsa. Az önce geçirdiği kazaya aldırmadan asıldı pedallara, iki dakika geçmeden okulun kapısının önündeydi.

Okulunun bahçesinde büyük bir kalabalık vardı, herkes birbiriyle konuşuyordu, çok ses vardı, çok gürültü. Çantasından ipod'unu çıkardı, kulaklıkları kulağına taktı sonra, gereksiz, amaçsız yapılan gürültüleri dinlemeyi sevmezdi. Ayağıyla, elleriyle ritim tutarken, kimsenin gelip ona selam vermediğinin farkına vardı, yaklaşık beş dakika sonra otobüs kalkacaktı, herkes birbiriyle konuşup yolculuklarını ya da yaptıkları geziyi nasıl hayal ettiklerini anlatırken Phoebe tek başına bahçenin ortasında dikiliyordu. O anda müzik dinlemesinin nedeninin gürültüden hoşlanmaması olmadığını, yalnızlıktan müzik dinlediğini fark etti, insanların birbiriyle konuşurken çıkardığı sesler onda öyle büyük bir kıskançlık oluşturuyordu ki gürültü olarak sayıyordu onları. Ama hala kabullenemiyordu, hayır, sebep etrafındaki insanların ona yanaşmaması değil, Phoebe'nin onlara fazla ilgi göstermemesiydi. Bir okuldaki herkesle arkadaş olursanız, hiç bir zaman en iyi arkadaşınız olmazdı. Neyse ki Phedra vardı, belki yalnız kaldığında yanına gelecek kadar düşünceli değildi ama, onu dinleyecek ve onunla bir şeyler paylaşabilecek gerçek bir arkadaştı. Öğretmenlerin öğrencileri itiş kakış otobüslere bindirmeye kalktığını görünce kulağındaki kulaklıkları çıkarıp hızlı adımlarla otobüse doğru ilerledi. Yolculukta yalnız kalmasaydı bari, zaten oldukça sıkıcı geçecekti, öyle oldu da. Piknik ve gezi de sıkıcıydı. Sönük bir rengi olan İsviçre güneşinin, ağır ağır esen serin rüzgarın ve çam ağaçlarının kokusu etrafınızdayken doğadan başka bir şeyle ilgilenmek mümkün değildi, Phoebe de ilgilenmemişti zaten. Piknik yaptıkları halde pek bir şey yemedi, su içti. Çimlere uzandı ve şehir dışında olmanın mükemmel kokusunu içine çekti. Öğrencilerin mızmızlığı yüzünden kısa sürmüştü heralde piknik, ya da Phoebe'ye kısa sürmüş gibi gelmişti, belki de bir ara uyumuşumdur, diye düşündü. Yeniden içine yüzlerce farklı otomobil parfümü sıkılmış havasız otobüse bindiler. Phoebe cam kenarına oturdu, Phedra hemen önündeydi.

Phedra ile okuldaki yunan kardeşlerden birinin, nedense birbirlerine benzemedikleri halde onları hiç ayıramıyordu, Karl'ın ağız dalaşına girdiğini fark etti. Phedra onunla ilgilenmediğini ona göstermek için arada bir Phoebe ile konuşuyormuş gibi yapıyordu. Phoebe istemeden güldü içinden, kavga izlemek hoşuna gitmişti hep, özellikle Phedra gibi altta kalmaktan hoşlanmayan biri kavganın içindeyse kesinlikle müthiş bir keyif yaşayacaktı. İki lise öğrencisi, Phedra ile Karl kavgalarının doruğundayken otobüste bir sarsıntı oldu. Otobüs yavaşça sola doğru eğildi, bir an başının döndüğünü sandı kız, Phedra ve Karl'ın üstünde olan gözlerini camdan aşağı bakmak üzere sola doğru çevirdi. Hayır, başı dönmüyordu, bu bir rüya da değildi, kimse bir oyun oynamıyordu, ölümlerinin kesin olacağı bir uçurumdan aşağı düşmek üzereydiler, ki Phoebe bunları düşünürken çoktan düşmeye başlamışlardı. Hayatının son saliseleriydi bunlar, o kadar korkmuştu ki nefes almakta zorlanıyordu, kimsenin neler hissettiğine bakmak için yüzünü hiç bir yöne çevirmedi. Düşündüğü sadece kendisiydi. Gözleri karardı. Ölmüştü. O artık bir ölüydü.

Sanki bir anlık kararmıştı gözleri, yeniden açtığında sanki bulunduğu yerde saatlerdir baygın yatıyor gibiydi, acaba burası öbür taraf mıydı? Cennete mi gitmişti? Olağanüstü güzel bakılmış çimenler, hoş kokulu çiçekler bir aldatmaca mıydı yoksa? Üstüne yattığı ot ve çim yığınının üstünde doğrulurken yalnız olmadığını fark etti, Yannis'i gördü, sonra biraz daha etrafına bakınınca uzun çimenlerin ardına gizlenmiş, birbirlerine sarılmış halde yerde yatan Phedra ve Karl'ı gördü. Eğer onlar da buradaysa o zaman öbür tarafa gitmiş olamazdı, yoksa orada bile mi yalnız kalamayacaktı? Sonra hiç de cennetteymiş gibi davranmayan arkadaşlarına baktı, Yannis'in endişeli sesini duydu, ölmemişlerdi. Ama o an bulundukları yerin kazanın olduğu yer olmadığı kesin olduğuna göre, neredelerdi?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christina A. Carlisle
Kara Büyü Profesörü ve Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 232
Yaş : 30
Rp Yaşı : 25
Kan Statüsü : Safkan
Desteklediği Taraf : Karanlık Taraf
En Belirgin Özelliği : Soğuk ve Gizemli
Kayıt tarihi : 03/11/08

MesajKonu: Geri: Phoebe Imogen   C.tesi Kas. 08, 2008 2:29 pm

Hufflepuff ~

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Phoebe Imogen
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts'ın Karanlık Yüzünden Önce :: Karakter :: Seçme Bölümü-
Buraya geçin: