~ Aşağıdaki İlan Panosu, yeni duyuru eklendiğinde kızaracaktır. Güncel duyuruları oradan takip edebilirsiniz.
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Charlotte Anjela Blanche

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Roxanne Anjela Bordéaux
Ravenclaw I. sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 61
Asa : Veela saçı & Baykuş Tüyü
Evcil Hayvanı : Kedisi ~ Brumeuxuse
Rp Yaşı : 11
Kan Statüsü : Safkan
Desteklediği Taraf : Karanlık Taraf
En Belirgin Özelliği : Cana yakınlığı
Kayıt tarihi : 07/11/08

MesajKonu: Charlotte Anjela Blanche   C.tesi Kas. 08, 2008 12:22 pm

¤ Adı ~ Charlotte Anjela
¤ Soyadı ~ Blanche
¤ Yaşı ~ 11
¤ Kan Statüsü ~ Safkan
¤ Uyruğu ~ İskandinav / Grönland

¤ Fiziksel Özellikleri ~

Görünüş ~ Sarışındır, parlak, düz ve yumuşak saçları vardır. Oldukça ince tellidir. Genelde fazla uzatmaz, omzuna kadar gelir, biraz geçer. Masmavi, donuk gözleri vardır. Göz bebeklerinin etrafı siyah bir çizgiyle çevrilidir, siyah ve mavi oldukça güzel bir görünüm verir. Dudakları dolgun sayılmasada çoğu zaman kendiliğinden kırmızıdır. Genelde lacivert, siyah, mor ve gri renklerini sever. Rahat kotları, siyah pantalonları ve converseleri favorileridir. Süslü değildir, küpe, kolye veya bilezik taktığını gördüğünüzde dünyanın sonu gelmiş demektir. Elbiseleri gothic olduğu zaman sever, onun dışında çok etek veya elbise giymez. Dinlediği grupların tişörtlerini giymekten çok hoşlanır.

¤ Kişisel Özellikleri ~ Yakın, samimi ancak çabuk sinirlenen biridir. Sinirlendiği zaman oldukça kırıcı olabilir, kin tutmaz. Asla yalan söylemez. Dünyanın en kötü şeyini yapmış olsa bile söyler. Çünkü yalanın her zaman ortaya çıkacağını bilir. Tamamen müzikle yaratılmıştır, onla yaşar. Metal dinler. Kendisine bakmayı, saçlarıyla uğraşmayı sever. Birine arkadaş diyebilmek için onu oldukça tanıması gerekir. Bir günde arkadaş olmaz. Dostları ise oldukça nadir ve onun için önemlidir. Ailesinden çok uzak olduğu için özgürlüğe alışıktır. İstediğini yapmak ister. Ancak olgun davranmasını bilir. İnatçıdır ama şımarık değildir. Bir şeyler arasındaki farkları iyi anlar. Bir şeyleri çabuk kavrar. Zekidir. Kitap okumayı sever ancak dersler ve çalışmak başının belasıdır. Çünkü çoğu zaman üşengeçliği tutar.Uyumayı sevmez, geceler onun her şeyidir. Sabahlardan ise nefret eder. Birileriyle konuşmayı, dertleşmeyi sever. Ancak güven sorunu vardır. Birine güvenmesi uzun sürer. Yine de bu süreden sonra onları kendisi gibi görür, onun bir parçasıymış gibi. Kalbi büyüktür, ancak içine girmek için büyük bir sınavdan geçilmesi gerekir. Bağlandığında tam bağlanır. Kimseyi sırtından vurmaz, insanları kullanmayı sevmez. Eşitliğe düşkündür. Haksızlıklarda hemen sinirlenir. Onu çoğu zaman bir köşede kulağında kulaklıklarla şarkı mırıldanırken görebilirsiniz. Bunu sever... Başı doğduğundan beri çok ağramıştır. Genetik bir özelliğidir. Astımda yakasını bırakmayan lanet hastalığıdır. Uykularından genelde öksürerek uyanır.

¤ Ailesi / Geçmişi ~ Ailesinin tümü Grönland'dadır ve hepsi büyücüdür. Çoğu yazardır. Sanatla uğraşmayı seven bir ailesi vardır. Ancak Anjela onlardan çok uzaktır. Onlar Grönland'da kalmış o ise buraya okumaya gelmiştir. Ailesiyle çok konuşmak, iletişimi yoktur. Gerektiği zamanlar ise birbirlerinin yanında olurlar. Destek olurlar.


En son Charlotte Anjela Blanche tarafından C.tesi Kas. 08, 2008 12:34 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Roxanne Anjela Bordéaux
Ravenclaw I. sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 61
Asa : Veela saçı & Baykuş Tüyü
Evcil Hayvanı : Kedisi ~ Brumeuxuse
Rp Yaşı : 11
Kan Statüsü : Safkan
Desteklediği Taraf : Karanlık Taraf
En Belirgin Özelliği : Cana yakınlığı
Kayıt tarihi : 07/11/08

MesajKonu: Geri: Charlotte Anjela Blanche   C.tesi Kas. 08, 2008 12:22 pm

¤ Örnek Rp ~
" Seni kaybetmek istemiyorum.. " mırıltılar, havaya yükselirken soğuktan çatlamış dudakları acıyla kıvrılmış, olanları kabullenemeyen gözleri kısık, karşısındakine odaklanmış öylece duruyordu. Siyah saçları omuzlarına dökülmüş, rüzgarla arada uçuşuyor, tekrar yerlerine dönüyorlardı. Ancak sürekli çalkalanan hayatı bir türlü kendine bir yön seçemiyordu. Ve bu depremler Anjela'yı yıpratıyor, sarsıyor, bir oraya bir buraya çarpıyordu. Karşı koyamıyor, akımına kapılıyor ve sürükleniyordu... Kolundan vücuduna yayılan acı, dişleriyle dudaklarını ısırmasına neden olurken bir yandan da onu yok saymaya çalışıyor, düşüncelerini yarasından çekmeye çalışıyordu. Sadece bir kurşun değil, koluna giren bir bomba gibiydi. Hiç böyle bir acı hissetmemişti. 3 kez vurulmuş olsa da. Belki de bu acının nedeni bir arkadaş tarafından açılmış olmasıydı. Ve kapanmayacak olması.. Bir daha asla unutulmayacak olması.. Beyaz sargıya yayılmış kan çoktan kurumuş, gerisinde kırmızı noktalar bırakmış beyaz sargıyı kirletmişti. Oynatamadığı kolunu bir kenara bırakarak, diğer elini kaldırdı yavaşça. Karşısındakinin saçlarına dokundu yavaşça. " Oltuski.. " Donmuş dudakları, beyninin emriyle yavaş yavaş oynarken bir yandan da etraflarından gelen büyük ' bom , pat ' sesleriyle sözleri kesiliyor, kulakları acıyordu.

İnsanların çığlıkları, ölümün sessizliğini yok etmişti. Yerde yatan cesetlerde bağırıyordu sanki. Anjela içinde yükselen nefreti kusmak istiyordu. Ancak bunu yapmak için iki kolu da gerekliydi, ancak biri çoktan uykuya dalmıştı bile. Silahını tek eliyle tutamaz, işgalcilere karşı tek başına yürüyemezdi. Aşağıda insanlar ölüyordu, o ise burada bir yatakta uzanmış, sargılı kolunu ülkesinden daha çok önemsiyormuş gibi dinleniyordu. Tek tesellisi yanı başında oturan Oltuskiydi. " Anjela! " Büyük bir gıcırtıyla açılan kapıdan içeriye elleri kan içerisinde bir adam girmişti şimdi. Bir kaç saniye içerisinde kızın yanına gelmiş, Oltuski yokmuş gibi hiç yüzüne bakmadan aceleyle konuşmaya başlamıştı.

" Garcia, Garcia öldü... " Elindeki kanlar onu geri getirecekmiş gibi onlara bakıyor, sanki canlanmasını, gülen yüzüyle içeri girmesini bekliyor gibiydi. Ancak imkansızlığın acı tadı çoktan beynini uyuşturmuştu. Düşünemez olmuştu. Aynı saniyelerde Anjela, şaşkınlıkla acılmış gözleri ve kendisini teselli etmeye çalışan beyniyle bir odada başbaşaymış gibi sessizdi. Tek kelime etmiyordu. Üzgünlüğünü, nefretini anlatmıyordu. Ağlamıyordu da.. Umursamaz gibi görünse de kızının ölümü mutlaka canını acıtmıştı. Hem de fazlasıyla. İşte şimdi yaptığı her şeyin boş olduğunu anlamıştı. Mücadele ettiği insanlar 4 yaşındaki bir kızı öldürecek kadar canilerse onlara karşı çıkmak ve savaşmak imkansızdı, boştu.. Oltuski çoktan oturduğu sandalyeden kalkmış, bu haberi verdiği için onu öldürecekmiş gibi Irolf'un üzerine yürümüş ancak sadece soran gözlerle konuşmuştu " Nerede? " ağzından sadece bir kelime çıkabilirdi şimdi. Daha fazla konuşursa titreyen sesi ağlamak üzere olduğunu belli edecekti. Anjela, donuk gözlerle hareketsizce dururken gözünün önünden geçen binlerce güzel anıyla dalmış, üzgünlüğünü bile unutmuştu. Salıncakta hızla sallanan sarı saçlı, parlak masmavi gözleri olan küçük bir kız vardı şimdi önünde. Gülüyor, uzaktaki annesine el sallıyordu. Ancak bir kaç saniye sonra yanağından akan yaşlarla bir anda yok oluyor, anneyi yalnızlığa terk ediyordu.

Oltuski'nin botlarından çıkan tok seslerle merdivenlerden indiği anlaşıldı. Hızla iniyordu, aşağıya, derine, ölüme.. Kızının ölmüş olması içindeki nefreti bin kat daha arttırmıştı şimdi. Aşağıdaki herkesi öldürmek, onlara aşağılayıcı binlerce şey söylemek yüzlerine vurmak vurmak ve vurmak istiyordu. " Garcia.. " tekrar tekrar adını söylediği kızının cesedinin başına çökmüştü şimdi. Islak sarı saçlarını okşuyor, ölmüş olmasını inkar ediyordu. Ancak kız bir türlü parlak mavi gözlerini açmıyor, ' Baba! ' diye bağırıp boynuna sarılmıyordu. Asla sarılmayacaktı.. Pencereden eve, kenarıdaki pembe odaya giren ve kızı delip geçen bu kurşun sadece bir hayatı değil bir aileyi yıkmıştı şimdi. Asla tamir olmayacak yaralar açmıştı.


~~~~~~~~~~

* Saçmalamaktan başka yaptığın bir şey var mı? * Mavi gözlerini karşısındakine dikmiş, tüyleri havaya kalkmış bir kedi gibi sinirliydi Roxanne. Başı çatlayacakmış gibi ağrıyor, onu odadan oldukça uzaklara götürüp işkence yapmakta ısrar ediyordu. Engellemekte zorlanıyor, gözlerinin kapanmasına izin vermemeye çalışıyordu. Elleri titriyordu. Bembeyaz kesilmişti, bunda pencereden içeri giren soğuk rüzgarın etkisi de fazlaydı. Kışın ortalarıydı, Ocak ayının soğuk günlerinden biri. Rüzgar, şiddetle uğulduyor, yağan kar ile birleşerek havadan düşen bir kuş tüyü gibi süzülüyordu. Soğuk iliklerine işlerken üzerindeki yeşil parka pek bir işe yaramıyordu. Pencerenin kenarındaydılar, odada sadece onlar vardı. Anjela ve karşısında Cienfuegos Rodriguez. Gözleri sinirle parlarken, kadın olmasına rağmen oldukça korkutuyordu karşısındakini. Hatasının cezası ağır olacaktıi bunu bilen Cienfuegos onun karşısına çıkmadan önce oldukça duraksadığını ve kaçıp gitmeyi düşündüğünü hatırlıyordu. Sessizliğin egemenliği, kısa sürede yok oldu Anjela'nın sesiyle. Bağırmıyor, ancak sesindeki imayla oldukça koyuyordu sözleri Cienfuegos'a * İyi biri olduğunu sanıyordum Cienfuegos! Hainlik yapmayacağını düşünüyordum. Güvenmiştim. Latin Amerika'ya ihanet edeceğin aklımın ucundan bile geçmemişti. Hata yapmışım. Gerçekten büyük bir hata. Devrimin kara listesine yazacağım adını. Lütfen git şimdi Cienfuegos! Salaklığımı daha fazla görerek kendime lanetler savurmak istemiyorum. Bizi sattığın sömürgecilerin yanına git, geri gelme ! * Son sözlerini yüksek sesle söylemişti, sinirinin yanında üzgündü de. Onu sevmişti, güvenmişti. Bazen kendi özel hayatından bile söz etmişti yoldaşına. O ise gidip hepsini yetiştirmeyi seçmişti. Hata yapmıştı ve bunun cezası ağır olacaktı.

Belli ki bir şeyler söylemek istiyor, ancak cesaret edemiyordu. Özür dilemeye bile yüzü yoktu. Sessizce, yavaş adımlarla Anjela'nın kırgın bakışlarını arkasında bırakarak odadan çıktı. Kübanın karlı sokaklarına adımını attığında, tekrar geri dönmemek üzere binaya baktı. Eski, yıkık dökük binaya. Ellini salladı, ancak görecek kimse yoktu. Anjela çoktan bir koltuğa çökmüş, göz yaşlarına yenik düşmüş olmanın acısıyla ağlıyordu. Karda ayak izlerini bırakarak yok oldu Rodriguez...


~ Bir Saat Sonra ~

Kalemin kağıda deyerek çıkarttığı gacur-gucur seslerin havaya karıştığı, bulutlar ardındaki güneşin oldukça uzaklaştığı saatlerdi. Anjela, parkasının kapşonundaki tüyler yanaklarına değerken, umursamayarak hararetle yazmaya devam ediyordu. Bu halde, yarınki önemli konferans için bile bir şey yazacak hali bulabiliyordu kendisine. Küçücük bir enerjiyle yapıyordu bunu. 2 gündür uykuyla randevulaşmamıştı. U'sunu bile ağzına almamıştı. Çalışıyor ve çalışıyordu. Şeker fabrikası işçilerinin yanına gidiyor, onları ziyaret ediyor ve bir devrim liderine yakışır biçimde onlarla birlikte çalışıyordu. Bayan olması ise, herkes için bir kusurken o herhangi bir erkekten daha çok çalışıyordu. Konferanslara gidiyor, konuşuyor, ekonomiyle, siyasetle ilgileniyordu. Hainlerle uğraşıyordu. Ve bir ailesi vardı. Sözde ailesi, bir haftadır yüzünü görmediği oğlu Enrique.. Belki şimdi sıcak evinde dün annesinin zar zor alıp getirdiği arabayla oynuyor, ya da soğuğa aldırmadan bahçedeki köpeği ziyaret ediyordu. Ona bakan teyzesiyle birlikte konuşuyorda olabilirdi. Belki babasını soruyordu ona tekrar. Her zamanki gibi anlatması konusunda ısrar ediyordu. Gülümseyerek, gözünün önüne gelen tatlı görüntüyle soğuktan biraz uzaklaştı Anjela. Başının ağrısı devam ediyor ve yenilgiyi kabul etmiyordu. Tok bir sesle kendine geldi * Tık tık tık * Otomatik olarak, * Gel! * dedi donuk sesiyle. Odasını ziyaret eden binlerce kişiden biri olmalıydı kapıdaki de.

Ancak açılan kapının arkasındaki kişi, yüzünü gösterdiğinde Anjela, büyümüş gözlerle kalakaldı oturduğu yerde. O sırada kapıdan girmiş olan süliet, üzerindeki parkayla birlikte oldukça büyük bir görüntü oluşturarak, yaklaştı masaya. Yaklaştıkça kendine geldi Anjela. " Nasıl? " diye mırıldandı fark etmeden. Kapı rüzgarla kapanmış, çarpmayla birlikte oluşan ses odaya dolarken, Anjela sandalyesinden kalktı. Cevapsız kalan sorusunun ardından gelen sessizlik, kalbinin atışlarının duyulmasına neden oluyordu. Sanki başka biri kullanıyormuş gibi ayakları bir adım attı Oltuski'ye doğru. Ardından tekrar o kişi sarılmasını sağladı ona. Sıcaklık vücudunu sararken, onu ne kadar özlediğini tarif edemiyordu Anjela. Başını omzuna koymuş öylece sarılıyordu. Oltuski gülümsüyor, sarılırken bir yandan da Anjela'nın siyah saçlarını kokluyordu. Kavuşmanın güzelliği özlemi ezer geçerken, soğuk çoktan onları terk etmişti.

" Seni Seviyorum... " kulağına fısıldadı Oltuski. Anjela, dudaklarının küçük bükülmesiyle birlikte tekrarladı dediklerini. Ayrıldı sevgilisinden. Özlemişti, acı bir özlemdi bu. Tetikte beklemenin ardından gelen bir kavuşmaydı şu an yaşadığı. Ölür mü? Yoksa geri gelir mi? Tek parça halinde mi? Savaşın pis kokusu sinmişti parkasının üstüne.. Savaş... Rusya'daki çatışmaların ardından, Kübaya dönme fırsatı bulduğunda Oltuski hemen Anjela'nın yanına gelmişti. Bolşevik Devriminin zorluklarıyla savaştığı yerden döndüğünde, gördüğü güzellikle unutmuştu sanki her şeyi.

Aşkın sıcak havası tüm odayı doldurmuşken, kapkaranlık sokaktan duyulan bir kaç ayak sesiyle, bu saatlerde burada dolaşan kişiyi görmek amacıyla cama yaklaştı Anjela. Oltuski de arkasından... Sokağın başında elinde büyük bir palto taşıyan, saçı başı kardan bembeyaz olmuş bir silüet vardı. Yürüyor, binaya yaklaşıyordu. Anjela, soran gözlerle arkasına döndü. " Buraya geliyor... " diye fısıldadı Oltuski, Anjela da bunu biliyordu zaten. Ancak ikisi de gelen kişinin kim olduğu hakkında küçücük bir bilgiye dahi sahip değildi. Pencerenin önünden çekildiler, çünkü silüet iyice yaklaşmıştı ve onları görebilmesini sağlayacak bir sokak lambasının altındaydı. Anjela aceleyle masa lambasını kapattı. Şimdi zaten loş olan oda karanlığa bürünmüştü. Silüet lambanın altında gözlerini pencereye dikti. Karanlıktan başka hiçbir şey görünmüyordu. Boştu. Sırıtarak binaya doğru ayakları kara gömüle gömüle yaklaştı. O sırada Oltuski çoktan Anjela'yı kolundan tutmuş, odanın arkasındaki girintiye götürmüştü.

" Burada bekle, ses çıkarma lütfen. Geleceğim.. "
" Hayır Oltuski, gitme! Belli ki pek te - " O sırada merdivenlerden çıkan ayakların çıkarttığı tok seslerle Oltuski, Anjela'yı tedirginlikle orada bırakaran hızla kapıya yöneldi. Apartmana çıktığında, boşluktan başka hiçbir şey görmeyen gözleri bir vücut aradı etrafta. Ancak kimse yoktu... Sessizliğin ardından, tam geri dönecekti ki, gözlerini kör eden karanlıkta kaçırdığı birini fark etti. Köşedeydi, ancak bir saniye sonra oradan çoktan ayrılmış olduğunu fark etti Oltuski. Ardından başına yediği ağır darbeyle yere yığıldı. Ve bir silahın çıkarttığı sesle, ona eşlik eden ayak sesleri Anjela'nın kulağına kadar ulaştı. " Hayır! " diye bağırıp yerinden fırladığında, karşılacağı manzarayı çok iyi biliyordu. Göz yaşları faliyete önceden başlamıştı. Kapının arkasında yatan ceset ise, soğumaya yüz tutmuş, akan kanlarıyla ruhuna veda ediyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Christina A. Carlisle
Kara Büyü Profesörü ve Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 232
Yaş : 30
Rp Yaşı : 25
Kan Statüsü : Safkan
Desteklediği Taraf : Karanlık Taraf
En Belirgin Özelliği : Soğuk ve Gizemli
Kayıt tarihi : 03/11/08

MesajKonu: Geri: Charlotte Anjela Blanche   C.tesi Kas. 08, 2008 12:24 pm

Ravenclaw ~

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Charlotte Anjela Blanche
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Emma Charlotte Duerre Watson

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts'ın Karanlık Yüzünden Önce :: Karakter :: Seçme Bölümü-
Buraya geçin: